ÇOCUKLA HAFTASONU GEZİLERİ

Yaza girmeye çalıştığımız şu günlerde, son dönem yaptığımız İstanbul ve civarı gezilerimizden birkaç tanesini daha yazmak istedim.

POLONEZKÖY (KAHVALTI)

Öylesine güzel bir yer ki Polonezköy ama erkenden gidip ,erkenden döneceksin.Trafiğe ve mangalcılara takılmadan:) Biz grup olarak ,Nurturia ekibiyle açtık Polonezköy sezonunu.Kahvaltıya gittik Ayşe Teyze Bağ Bahçe’ ye. Ağaçların altına piknik masaları kurulmuştu.Arka taraf olduğu gibi orman.Ağaçlık bölgenin dışında da çimenlik bölge ve çocuk parkı vardı.Biz yanımızda bir de simit getirmiştik.Onun dışında getirdikdikleri serpme kahvaltı da yeterliydi.Bu arada bir de dere var yakınında .Orman,dere,çayır çimen,çocuk parkı .Daha ne olsun.Tüm çocuklar şenlendi ,coştu :))Sıcak bastırınca da kaçmak iyi oldu.Eve döndüğümüzde hepimiz öğlen uykusunu hak edecek kadar yorulmuştuk:))

Polonezköy’e gitmek için Kavacık’daki sapaktan girip,Polonezköy tabelalarını takip ediyorsunuz.Polenezköy’ü geçtikten sonra piknik yerlerini görmeye başlıyorsunuz.

KERPE -KEFKEN

Bu iki şirin kasaba ,günübirlik ya da bir gece kalmalı haftasonu planları için yazın ideal.Birçok güzel koy keşfedebilirisniz denize girmek için.Deniz orman içiçe yerler.Kerpe’yi daha çok seviyorum ben.Yazın şehirden tamamen koparak  , doğanın tadına varmak için ideal.Bizim bu seferki gidişimizde yağmur eşlik etti ama yine de çok eğlendik.

Nasıl  gidilir:TEM otobandan İzmit-Kandıra  istikametinde gidilecek .Kandıra tabelasını görünce ,sapılacak ve yine 3 şeritli bir yoldan yeşillikler içinde önce Kandıra ve sonra da Kerpe-Kefken’e ulaşılacak.Yaklaşık 2 saat sürüyor.

TAKSİM

Seçimlerin olduğu pazar günü için Beyoğlu gezisi planladık.Bir gün önce konuşulan profiterol mevzusunun ardından  aklımıza geldi bu plan.Üstelik Yiğit de metroya binmek istiyordu.Sabah erkenden oyumuzu kullandık.Yanımıza baston pusetimizi,sırt çantamızı alarak ,akbilimizi doldurduk.Anadolu yakasında olduğumuz için , karşıya ,Mecidiyeköy’e geçmeyi düşündük .Durağa geldiğimizde iki katlı otobüsü görünce Yiğit çıldırdı binmek için.Atladık hemen.Mecidiyeköy’de inip metroya bindik.Biraz karanlık olması Yiğit’i tedirgin etse de yine de hoşlandı yolculuktan.Taksim’e  vardık.Sütiş ‘de bir şeyler atıştırıp İstiklal’den Tünel’e doğru yürüdük .Tabii bu yürüyüş bir çok eğlenceli durağa gebeydi.Envai çeşit şeylerin satıldığı pasajlar,çiçek pasajı ve civarındaki pasaj ve sokaklar,St Antuan Kilisesi ,ve pek tabi İnci Profiterol.

GALATA KULESİ

Geçen sene, Yiğit’e kitabı ‘ Galata Kulesi’nin Martısı Zeynep’i okuduktan sonra ilk kez gitmiştik buraya .Kulenin içine de girip, martı Zeynepler eşliğinde izlemiştik İstanbul’u.Bu sene kuleye çıkmasak da uğradık Galata’ya.Bir ritüeli gerçekleştirdi Yiğit ; kulenin duvarına bir öpücük kondurdu! Neden bilinmez ama geçen sene görür görmez yapmıştı bu hareketi :))

Seyreyleyelim manzarayı:)

MODA

Moda ,benim lise yıllarımın geçtiği yer.Gönlümde Kadıköy’ün de Moda’nın da yeri ayrıdır o yüzden.Bu seferki gidişimiz sadece ve sadece Ali Usta’nın dondurmasını yemek içindi.Bir de tramvay sefası yaptık giderken.Yiyecek içecek mekanlarıyla,çay bahçeleriyle haftasonlarının vazgeçilmezlerinden biri burası.

KIZ KULESİ

Kule sevdamız Galata’dan ibaret değil tabii:) Kız kulesi de öpülmeyi hak edenlerden:)

Hava Kuvvetleri Müzesi -Yeşilköy

– Burası tam da benim yerim!!!!

diye sevinçle bağırdı Yiğit müzenin kapısından içeri girer girmez.  Havacılık müzesi  gezisinden bu kadar hoşlanacağı aklıma gelmemişti hiç.Neyse ki babası bunu düşünebilmişti:) Harika bir pazar gezisi programının başlangıcı olarak ,sabah önce arabamızı Kadıköy’e park ettik.Yiğit’in pusetini de alarak doğru Eminönü iskelesine gittik.Eminönü vapurunda Yiğit’in seçtiği en üst kattaki açık yere oturduk.Hava güneşliydi.Martılara ekmek atmak istedik ama fazla gelmediler yanımıza.Sonra yanımıza aldığımız  yiyeceklerimizi çıkardık.Mis gibi İstanbul manzarasıyla kahvaltımızı yaptık.Eminönü iskelesinden doğru Sirkeci garına yönlendik ve Halkalı yönüne giden trene bindik.Tren hareket ettiğinde Yiğit gördüğü eski püskü vagonlara bile hayranlıkla sesleniyordu ‘Vayyy, şu vagonlara baak.Ne kadar güzeeel’  Yeşilköy durağında trenden indik ve adı üstünde yeşillikler içindeki yoldan karşıya geçer geçmez müzeye vardık.Çeşit çeşit uçağın yer aldığı açık hava müzesinde Yiğitle dolaşmak çok keyifliydi.Sürekli bir heyecan içerisinde ”Şuna baaaak.Ne güzeeeel.’ ‘Şuna baaak.Kocaman” ifadeleriyle müze gezimizi tamamladık.Sonrasında trenle Bakırköy’e gitmeye karar verdik.Orada öğle yemeğimizi yedikten sonra deniz otobüsüyle Kadıköy’e geçtik.Yiğit’in hayranlık ifadeleri devam ediyordu. ‘ Ne kadar hızlı!” ‘Bak bu gemiye de geçtik” ”Aaa .Şu mavi konteynerlara baaak ”.Kadıköy’e inince hızımızı alamayıp , tramvayla Moda’ya gittik.Sezonun ilk dondurmasını ‘Ali Usta’ da yiyerek gezimizi taçlandırdık.Eve döndüğümüzde üçümüzde  de tatlı bir yorgunluk vardı:))

 

 

 

 

Kapadokya – Büyülü Coğrafya,Etkileyici Tarih

Yine düştüm yollara yollara yollara…

Bu şarkıyı mırıldanmayalı ne kadar çok zaman geçmişti.

3 arkadaş 3 günlük bir Kapadokya gezisi yaptık bu hafta sonu.Cuma sabahı Kayseri uçağına bindik ve içimiz kıpır kıpır başladık yolculuğumuza.Hava kapalı ve soğuktu.Normalde yılın bu döneminde -13 -15 mayıs – hiç olmadığı kadar soğuk ve yağmurlu gösteriyordu meteoroloji.Mecburen yağmurluk,şemsiye ve paltolarımızı aldık.İyi ki de almışız.Kışı aratmayan günler geçirdik Kapadokya’da.

Gelelim gezimizin ayrıntılarına:

Öncelikle turla gitmemekle çok iyi yapmışız.Uçakla Kayseriye gidip,havaalanından araba kiralayarak, dilediğimiz gibi ve rahatça gezebildik.Bir de navigasyon aleti istedik arabamıza.Dizel,2010 model Hyundai Era ,bize hiç ama hiç problem çıkartmadı .Kayseri havaalanındaki Filopark acentasından kiraladık sorunsuz bir şekilde.(http://www.filopark.com/Iletisim.aspx) Çok sevgili bir arkadaşım Ürgüp’te yaşıyor.Onun tavsiyesiyle yer ayırtmış olduğumuz,  Yasemin Hanım’ın sahibi olup ,işlettiği Yasemin’s Cave House  ‘daki odamıza yerleştik.(Aynaklı Oda imiş ismi)(http://www.yasemincavehouse.com/index.php?yasemin=house) Ürgüp’ün bir mahallesi olan Esbelli bölgesinde yer alan otelimizin gerçekten muhteşem bir manzarası vardı.Çok sıcak bir şekilde ağırlandık.Odamızda çay, kahvemizi ve suyumuzu da eksik etmemişti Yasemin Hanım.Çok hoş bir balkonu ve ufak bir bahçesi olan otelde ,maalesef açık havada kahvaltımızı edemedik ama girişteki şirin odada,ev sıcaklığında çayımızı yudumladık her sabah.

Odamızdan görünüm.

Balkonumuzdan görünüm.

Esbelli mahallesinin bir bölümden görünüm.

Sarının her tonun ağırlıkta olduğu bu coğrafyaya ilk kez gelişimizdi ve etkilenmiştik.Oysaki bu daha 300 km ye yayılan Kapadokya’nın ve meşhur peri bacaları diyarının sadece ufak bir bölümüydü.

Kapadokya diye anılan bölge aslında, Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı bölümlerini de içine alan bölgededir.Pers dilinde ‘Güzel Atlar Ülkesi) anlamına gelmektedir.Bölgenin coğrafi özelliği olan masalsı Peri bacaları, 60 milyon yıl önce; volkanik dağların püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Coğrafi olaylar Peribacaları’nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu’nun da önemli kavşaklarından biridir.
 
MÖ XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar MÖ VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına geliyor. MÖ 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. MÖ III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. MÖ I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. MS 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma’nın bir eyaleti olur.
Kapadokya MS III. yy’da Kapadokya’ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303-308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Fakat Kapadokya, baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.
 

Arkadaşımın  oluşturduğu 2,5 günlük gezi planımızı da harita üzerinde işaretledikten sonra gezimizin ilk durağı olan Ortahisar’dan keşfe başladık.

ORTAHİSAR

Ortahisar’daki ilk durağımız yeni açılan bir oteldi.Bir sonraki  gelişimiz için ,birebir ziyaret etmek istediğimiz bir yerdi.Otelin çok tatlı,güleryüzlü, ilgili  ve bilgili  işletme müdürü Nil Hanım,  odalarını bir bir gezdirdi.Muhteşem manzarasına hayran kaldık.Oldukça zevkli döşenmiş , yepyeni bir oteldi Hezen Cave Hotel (http://www.hezenhotel.com/)

Hezen Cave Hotel’in terasından görünüm

DEVRENT VADİSİ (DEVRENT VALLEY)

Ürgüp -Göreme yolu üzerindeki ilk durağımız Devrent Vadisi oldu.Bu vadide, kayaların arasında çok zevkli ve inişli çıkışlı bir yürüyüş yaptık.Buradaki peri bacaları çok değişik şekiller aldığından ve de bazı canlılara benzetildiğinden dolayı Hayal Vadisi(Imaginary Valley) olarak da biliniyor.

ZELVE AÇIK HAVA MÜZESİ / PAŞABAĞLARI

Göreme yolu üzerindeki diğer durağımız olan Zelve Açık Hava Müzesi’ne girerken öncelikle müzekartlarımızı aldık.Ücretleri: 20TL normal,10TL öğretmen  .Bu kartı bir yıl boyunca tüm müze girişlerinde kullanıyorsunuz.Zelve’de öylesine yoğun bir yağmura yakalandık ki , bir iki oyuk gezisinden sonra geri dönmek zorunda kaldık.Bu büyüleyici vadiyi bir sonraki gezimizde tamamlamak üzere Paşabağların’da kaybolmaya gittik:)

Yağmur biraz dinmişti ve Paşabağları ilk girdiğimiz andan itibaren bizi büyüledi.

Paşabağların’da gördüğümüz peribacaları farklı; şapkalı gibi bir görünümleri var.Bunun nedeni ise ‘alt kısımlarının kolay aşınabilir, üst kısımlarının ise sert kayadan meydana gelmiş olması ‘ imiş.

Paşabağlarında adı üstünde üzüm bağlarını da görebilirsiniz.Tam anlamıyla huzuru hissedebilirsiniz burada.

ÇAVUŞİN KİLİSESİ / KÖYÜ

Kapadokya bölgesinin en eski yerleşim yerlerinden biri olan bu köydeki harabeler,eskiden hıristiyan dervişlerin ve topluluklarının yaşadığı yerlermiş.

Bu tarihi ve şirin köyde taze sıkılmış meyve suyunuzu da içebilirsiniz:)

GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ (GOREME OPEN AIR MUSEUM)

Aslında , burası bizim 3.günkü programımızdaydı ama güzergahta,Çavuşin’den sonra gezilebilecek bir yer.

Çok çok sevdiğim bir yer oldu burası da.Kayaların görünmü adeta bir masal ülkesini andırıyor.İçleri yine oyulmuş .İrili ufaklı kiliseler var.Özellikle Elmalı ve Karanlık Kilise’yi görmeden gelmeyin.Karanlık Kilise için müze kart dışında artı bir ücret alınıyor.(8 TL)

GÖREME

Peribacaları ile içiçe , ufak restaurantların ve hediye dükkanlarının olduğu ,turistik bir mekan.

UÇHİSAR

Çok fazla gezip ,göremediğimiz yerlerden biri de Uçhisar oldu.Oysaki doyumsuz manzaralar sunan bir yer.

Uçhisar-Nevşehir yolu üzerinde Kocabağ Şaraplarına uğramayı unutmayın.Mutlaka tadın.Beğendiklerinizi satın alabilirsiniz.

KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ(KAYMAKLI UNDERGROUND CITY)

Böylesine ilginç bir yer görmemiştim hayatımda.Binlerce kişinin ,aylarca yaşayabileceği şekilde düzenlenmiş 8 kattan oluşan bu yeraltı şehrini gezerken çok farklı duygular yaşayacaksınız.Gruplara denk gelmeyeceğiniz saatlere gezinizi ayarlarsanız daha rahat gezebilirsiniz.Aslında havalandırma durumu nefes alma konusunda sorunsuz bir ortam yaratsa da, kapalı mekan,dar yollar zaman zaman rahatsız edebilir.Ayrıntılı bilgi için bu linkten yaralanabilirsiniz belki.(http://kapadokyaweb.com/inceleme/kaymakli-yeralti-sehri)

SOĞANLI

İşte buraya bayıldım.Her adım başı doğa ve tarihle içiçe .Çok ilginç ve güzel bir bölge.Keşfedilmeyi bekliyor.

Kayaların içerisinden hayat.

Soğanlı’ya geldiğinizde mutlaka Kapadokya Restaurant’a uğrayıp ,yemeğinizi orada yiyin.

ŞAHİNEFENDİ (SOBESSOS ANTİK KENTİ MOZAİKLERİ)

Soğanlı-Ürgüp yolu üzerinde yer alan bu köyde yer alan antik kent Sobessos’un  kilisesinin zemininde gün ışığına çıkarılan mozaikleri görebilirsiniz.

KEŞLİK MANASTIRI(KESLIK MONASTRY)

Şahinefendi’den devam ettiğinizde Taşkınpaşa’yı geçtikten sonra solda manastır levhasını göreceksiniz.Bu tarihi manastrırın bahçesi Cabir bey’e dedesinden kalmış ve Cabir bey de manastırın tüm bakımını üstlenmiş.İlk kez bakımlı bir tarihi mekan görmenin şaşkınlığı oluyor bir an.Girişte 4 TLlik bilet kesilmekte.

MUSTAFAPAŞA

Ürgüp’e gelmeden uğradığımız Mustafapaşa, bir zamanlar zengin Rumların yaşadığı bir yermiş.Mübadele döneminde zorunlu göç nedeniyle ,kenti terk ettikten sonra burası eski şaşaalı günlerinden uzaklaşmış.Ama yine de eski lüks döneminin etkilerini hissedebileceğiniz bir  yer.(Asmalı Konak dizisindeki konak da burada.Şu anda ‘Old Greek House’ adında bir otel olmuş.)

KIZILÇUKUR VADİSİ

Ihlara Vadisi yürüyüşünü bir sonraki gelişimize bırakarak ,arkadaşımızın da katılımıyla Kızılçukur Vadisi yürüyüşü yaptık.Burada günbatımı izleme noktası da var.Akşamüzeri gidip gün batımını izlemek de ayrı bir keyif.Farklı parkurlara sahip vadiyi yürüyerek Çavuşin köyünden çıktık .

İlk önce arabamızı panaromic bakış noktasına park ettik ve vadi yürüyüşümüzü yaklaşık 1,5 saat içerisinde Çavuşin’de noktaladık.Çavuşin’den arabamıza bir arkadaşımız bizi bıraktı ama sanırım taksi bulmak gerekecekti o olmasaydı.

 

Kızılçukur vadi yürüyüşümüzle muhteşem bir nokta koyduk gezimize.Üzgün yüzlerle Kayseri yoluna devam ettik ve veda ettik bir masal ülkesine.

Kayseri Havaalanın’dan Erciyes’e bakış ve de Kapadokya gezisinin son durağı.

                                                                                                               eylem t

KENT ORMANI VE İZCİ KAMPI

Geçen haftasonu , üçümüz de tatildik.1 Ocak olmasına rağmen hava güneşliydi.Soğuk olduğunu düşünerek Ümraniye CarrefourSa’ya gidelim dedik.Meğer 1 Ocak’ta AVM’ler 14:00’de açılıyormuş.AVM’nin önüne gelince anladık tabii ki durumu .Eşimin farklı yollar deneme merakı sayesinde , Beykoz tabelalarını takip etmeye karar verdik.Yolumuz üzerinde KENT ORMANI VE İZCİ KAMPI tabelasını görüp içeriye girdik.Görevli girşin serbest olduğunu söyledi.Zaten bizden başka kimse de yoktu.Şehrin ortasında vaha gibi bir yerdi.Yemyeşil kocaman bir alanda çocuk parkı,bir izci evi ve bir de gözetleme kulesi vardı.Etrafı ormanla kaplıydı.Biraz parkta oyalandıktan sonra ormana daldık.Yiğit,bir sopa buldu kendine.Etrafla ilgili türlü yorumlarda bulunarak,keyifle dolaştı yanımızda.Orman keşfimizden sonra , gözetleme kulesine çıktık.Öylesine memnundu ki hayatından Yiğit.Baharda tekrar gelmek için sabırsızlanıyorum.

 

İSTANBUL’DA TURİST OLMAK

En büyük hayallerimden biri ; İstanbul dışında yaşayıp,şehri bir turist gibi gezebilmek.O zaman kalabalığı,kendine has karmaşası, stresi daha bir görünmez olacak .Ben tekrar aşık olabileceğim bu kente.‘Seni uzaktan sevmeeeek , aşkların en güzeli’  değil mi zaten.

Şehrin kalbinde soluk alıp verdiğimiz, geceyi evimizde değil de bir otelde geçirdiğimiz , hoş bir haftasonu gezisi  hediye ettik kendimize.İstanbul, her zamankinden farklıydı.Kendini beğendirmek için giyinip süslenmişti.Başımızı döndürmek için karşımızdaydı.”Keşfedin beni.Daha fazla sararıp solmadan,kırılıp dökülmeden ,kendimi bırakmadan ,sarıp sarmalayın,dolaşın en kıvrımlı sokaklarımda” diyordu bize.

Rutini kırabildiğin her an , dünya gözüne çok daha farklı geliyor insanın.Hayat daha heyecan verici ve sen daha bir tutkulusun her şey için.Bu duyguyu yaşamak öyle iyi geliyor ki..

                                                                                                        eylem t

GOLD COUNTRY(KAYIŞDAĞI) GEZİSİ

İstanbul, gün geçtikçe daha da çok yoruyor .Haftasonları trafik,haftaiçi trafik,kalabalık,curcuna,stresli insanlar.Çocuğumu doğa içinde ve tabii ki İstanbul dışında büyütme hayalim gerçekleşmeyince, kaçış yerleri arar oldum.Ama benim istediğim kaçamak değil .Umarım birgün o da olacak.  

Pazar günü, geleneksel kahvaltımızdan sonra,havayı da güneşli görünce ,Kayışdağı’nın eteklerine doğru gittik.Bir zamanlar, oralar başıboştu ve yürüyüşler,piknikler yapardık ormanda.Şimdiyse parsellenmiş durumda.Büyük bir bölümü Yeditepe Üniversitesi’nin arazisi haline geldi.Bizim gittiğimiz bölümü ise meşhur kanundan sonra ,özel bir kuruluşa verilmiş. Gold Country Park olmuş adı.Pek bir havalı bir adla anılan bu yerin, bir zamanlar, özgürce dolaştığımız ,başıboş orman olduğuna inanamadık.Tüm hızıyla,an be an değişen İstanbul ‘da bunlara alışır olduk aslında.Tüketim dünyasının son oyunu da bu işte:Aslında halka mal olmuş,dağ,tepe,deniz kıyısının,birilerine satılıp,paralı giriş yapılan yerler hale dönüştürülmesi.Acı ama gerçek.

Kişi başı bir ücret karşılığı girdik Park’a.Tüm bu acı gerçeklere rağmen, attık kendimizi ağaçlar arasına.Oğlumuz da çocuk parkına.Çığlık çığlığa,güle oynaya geçirdik vaktimizi.Açık hava,ağaçlar,kısmi sessizlik iyi geldi hepimize.  

                                                                                                    eylem t