ES’KİLER – EZGİ ŞAKAR

25155694
Şiir zordur , ruhun derinliklerine inmen gerekir.Çıkarmalısın kilitli kalan ne varsa.Ezgi Şakar, bu ilk şiir kitabında , bizi duygular dünyasında dolaştırıyor dizeleriyle.O bitmeyen yolculuğa çıkarıyor.

”Bitmedin yol
Bitmedin gecenin karanlığı
Kalem,sen ve ben bitmedik
Bir son yoktur asla
Sonun tasarlanmış zenginliği vardır.”

Bohçasında sakladıklarını , büyük bir yüreklilikle bizimle paylaşıyor.Bir ilk kitap olmasına rağmen güçlü bir anlatım ve derin şiirler bekliyor sizi.Ezgi Şakar’ın bizi yeni yolculuklara çıkaracağı yeni kitaplarını da hevesle bekleyeceğiz.

”Bir bohça içinde taşındım sarsan bitmez yollarda
Öksüz oldum özlediklerimle
Kağıda hasret oldum
Yaşamım ve tanrım olan seni bıçaklar oldum
Zamanı kaybettim,sonsuz ağladım
Fikrini özledim.
Umutlu bir masal isterdım yaşlı teyzeden birazcık dilim olsaydı
Dilimin tüm zehri sanaydı
Gençliğimin tüm vuslat merakı sana!
Dilim kalmadı;kurudu,kavruldu tufanımızdan sonra.

….

Reklamlar

KADIN-İKİNCİ CİNS -SIMONE DE BEAUVOIR

Türkçe basımında Kadın -İkinci Cins- serisi olarak geçen kitaplardan; 2’Evlilik Çağı’ ve 3’Bağımsızlığa Doğru’ yu okudum.İlk kitap ise ‘Genç Kızlık Çağı’idi.

Evlilik Çağı’nda adından da anlaşılacağı gibi evliliğin tarihsel olarak gelişimini ve kadın üzerindeki etkilerini ayrıntılı bir biçimde anlatmış.Kadını ‘öteki’ erkeği ise ‘ben’ olarak gören ,sakat toplumsal yapı ,kadını evlilik adı altında daha da ötekileştiriyor ve kadının benlik mücadelesi de çarpık bir şekilde gelişiyor.

Bağımsızlığa Doğru’da, kadının kendini var edebilme çırpınışlarının neden sonuçsuz kaldığı ,ona verilen ve tanımlanan davranış biçimleri ,düşünüş biçimleri çerçevesinde ‘içkinliğinden kurtulup aşkınlığa erişebilmesinin ne kadar zor olduğunu da acı bir şekilde gösteriyor bize.

Kadındaki ‘içkinliğin , aşkınlığa dönüşmesinin bağımsızlık yolundaki en önemli adım olarak görüyor Simone de Beauvoir.Bu nedenle de İçkinlik ve aşkınlık kavramlarının çok iyi bir şekilde anlayabilmek lazım .

KÜRK MANTOLU MADONNA – SABAHATTİN ALİ

Bir kitabın, elinize aldığınız ilk andan itibaren sizi etkilemesi ve içine alması az bulunur.Kürk Mantolu Madonna’da bu etkileme hemen fark ediliyor.Son ana kadar romanın içinde yaşıyorsunuz.Karakterlerin ruhsal tahlilleri ve yaşantıları o kadar canlı ki ,dilindeki naiflik, derin ama sade tanımlamalar insanın kafasında anında yer ediyor,düşündürüyor.

Kitapta aslında iki ayrı ana karakter var ve belki de iki ayrı hikayeye gebe bir kurgu ortaya çıkabilirmiş ama yazar asıl olarak bir aşk hikayesini hedeflediği için ana karakter bir süre sonra teke düşüyor ve onun hikayesini okuyoruz asıl olarak.Kitabın son bölümü bence aceleye getirilmiş.Biraz da son anda değiştirilmiş hissi yarattı bende.Oldukça gerçekçi ilerleyen bir ikili ilişki anatomisinin çıkarıldığı kurgulama ,son noktaya gelindiğinde, klişe Türk filmlerini hatırlattı.
Romanla ilgili bir diğer eksiklik de -belki yazıldığı dönemden kaynaklanıyor- böylesi bir aşk hikayesinin hiç cinsellik içermemesi.Anlatılmak istenene ekstra bir katkı sunmasa da bence bütünlüğü sağlamak adına bazı duyguları bu açıdan da yansıtabilirdi yazar.

Bu kitabın , bir sipariş üzerine ,’Hakikat’ gazetesine yazılmış(Aralık 1940-Şubat 1941) olduğunu öğrenince çok şaşırdım.Gazetenin Sabahattin Ali’den talebi ‘siyasete karışmayan,sürükleyici bir aşk romanı’ imiş.Sabahattin Ali’nin yazarlık dehasını, böylesi bir ‘zorunlu yazarlık’ düzeyinde bile üstün bir şekilde gösterdiğini düşünüyorum.Bu dehanın katledildiğini düşündükçe; hüzün,acı,çaresizlik,isyan duymamak elde değil:(

Sabahattin Ali, gazeteden parasını alırken de sorunlar yaşamış.Belki de kitabın sonunu böyle kısa kesmesinin altında yatan neden budur.
Bir diğer ayrıntı da , Sabahattin Ali’nin 1929-1930 yıllarında Almanya’da gerçekten bir kızla tanıştığı ve sonrasında ondan esinlenerek bir hikaye yazmak istediği yönünde. Kürk Mantolu Madonna,geri planda böylesi ilginç hikayeler de barındıran ,ölümsüz bir roman .

Çocukluğun Soğuk Geceleri-Tezer Özlü

Bizi çocukluğunun soğuk gecelerine götürmek isteyen bu koca yüreği nasıl sevmem?Yalın ve samimi anlatımıyla bütün açıklığı ve de edebi yeteneğiyle bizi kendi hayatının labirentlerine davet eden bu cesur yazarı nasıl sevmem?

Çocukluğundan itibaren , zamanda atlamalarla anlattığı hayatının izleri , ilişkileri ve en önemlisi yaşadığı ruhsal bunalım ve hastane günlerinin tüm çıplaklığı önümüze seriliyor bu kitapta.65 sayfada koskoca bir duygu dünyasını ve gerçek hayatın etkilerini anlatabilmek, o 65 sayfanın kafanızda 6500 sayfaya çıkabilmesi nasıl bir yetenektir?Sadece büyük bir saygı ve sevgi duyulabilir bu kitaba.

Alıntı:

”Bu kapıların ardına bir kez daha dönmeyeceğimi biliyorum.Böylesi bir sefaleti hiçbir zaman yaşamayacağım.Direnmeliyim.Beni iyileştiren ne şok.Ne de ilaçlar.beni iyileştiren,bu kliniklere bir kez daha kilitlenme olasılığının verdiği büyük ve derin korku”<br><br><br>”Yaşam mutlak tutkularla dolu.Yaşamı sevmekle birlikte ölüme alışmak da büyüyor,gelişiyor.Güzellikler kazanıyor.Bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam,yaşamı da o denli rahat ,o denli güzel uğurlamalı.Sevgilerimi doyumla

devretmeliyim.Esintilerin yumuşaklığı,Akdeniz yağmurunun yoğunluğu gibi.”

Bu kitapta da Tezer Özlü’nün yaşadığı ruhsal rahatsızlığın izlerini bulmak mümkün.Yaşama olduğu kadar ,ölüme de en az onun kadar tutkun olması, cins

ellik öğesinin hayatındaki ezici ağırlığını hissetmemek mümkün değil.

Psikolojiyle ilgilenenler için Doç.Dr. Ayla Gökmen’in yazdığı makaleyi öneririm.

BİR RUH ÇÖZÜMSEL OKUMA: TEZER ÖZLÜ’NÜN <br>İÇSEL DÜNYASINA ÖYKÜLERİYLE YAKLAŞIM *

http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c4s5/makale/c4s5m9.pdf

Ve bir şarkı LEO FERRE ‘den :

KIŞ UYKUSU

 

 

Altın Palmiye´li film vizyonda:  Kış Uykusu

Aydın (Haluk Bilginer), uzun bir süre tiyatro oyunculuğu yaptıktan sonra, memleketi olan Kapadokya’ya geri döner.Orada babadan kalma kaya evlerini otele dönüştürüp , işletir.Karısı(Melisa Sözen) ve kardeşi(Demet Akbağ) ile birlikte bu otelde yaşamaktadır ve huzursuz ruhunu, yerel bir gazeteye yazılar yazarak oyalamaktadır.

 

Filmin ana gövdesini oluşturan ‘Aydın’ karakteri , Türkiye’deki aydın profiline bir gönderme ve eleştiri olarak ortaya çıkarken, bu gövdeyi besleyen bir dizi öğe de yerli yerinde kullanılmış.Toplumsal çelişkilerin başında gelen gelir dağılımı adaletsizliği , kır-kent farklılığı , kadın-erkek ilişkileri , yaş dönümü problemleri, ‘ötekileştirme,özgürlük,vicdan’ gibi kavramların sorgulanması vb. temel insanlık sorunlarına derinlemesine bir bakış görüyoruz filmin genelinde.Fonda , Kapadokya’ nın soluk kesen görüntüleri ve harika oyunculuklar da yönetmenin işini oldukça kolaylaştırmış gözüküyor.

3,5 saat boyunca sinema koltuğuna yapışmanızı sağlayan, sizi dünyasına çeken ve bırakmayan bu filmin Altın Palmiye’yi alması hiç de şaşırtıcı değil.

Geç kalmadan gidilip görülmeli bu muhteşem film.

 

KAPININ ARDINDA

old-vintage-door-perithia-town-corfu-island-photo-taken-34848651

 

Kapıyı çarpıp çıktı odadan.Yüzünde çözülmemiş tonlarca sorundan arta kalan çizgiler vardı.Elleri titriyordu durmadan.Ağlamaklı gözleri ve aşağıya doğru kıvrılan dudakları ,birazdan gelecek olan gözyaşı seline hazırlanıyordu.Gözyaşı yenilgi demekti oysa.Boyun eğmeyecekti.

Son bir kez arkasını döndüğünde,ahşap kapının solgun yeşiline ve üzerinden sonsuzluğa akıp giden yol yol olmuş çizgilerine takıldı gözleri.Geri dönecek miydi?Birkaç saniye düşünmeden ve zamanı yitirerek kalakaldı.Beynindeki uğultu herşeyi ama herşeyi siliyordu.Ama o köhne kapı ve ardındaki..

Kalbinin hızlandığını duyduğu ilk anda zaman geri geldi.Hafif bir rüzgar, her zamanki gibi vadinin kucağından çıkıp gelmiş ve o kokuyu getirmişti.Yenilecekti.

Gözlerinden değil,boğazından taşacaktı gözyaşları.Asıl düğümlenen yerde, söyleyemediğini söyleyecekti.”Aşağılık pisliğin biriyim ben!” diyebildi.Gözlerini yitirirken,sesini kazanmıştı.İlk kez duyuyor gibi,yabanıl bir kişneme olarak yankılanmıştı kulaklarında :’ Kendimi bırakıp gidemem ki ardımda.”

Tüm cesaretini toplayıp,gökyüzüne çevirdi yüzünü.Zaman yine bulutları alet etmişti hızına.Kaygılarından uzaklaşabildiği o anda seslendi olanca gücüyle.Sesini yitirdiğinde, adımlarını kazanmıştı.Varabilecekti sesinden önce, kapının ardına.

eylem t

YAĞMURU BEKLERKEN

 images (1)

                                                         It never rains when you want it to!

Toprak kokusu bu.Hüznüme karışan. Yağmuru bekliyor yüreğim.Bir ağaç kadar durgun ama heybetli.

Ahh o bakışları içime çekerken duyduğum koku.

Gitmeyeceksin sandım.Kenetlenen ellerimiz değildi, acının tadıyla mühürlediğimiz.

Ahh o dudaklar.

Hep beni bana anlatacak sandım.Açlığımı;kendime olan o sonsuz açlığımı ,gözlerindeki senden okuduğum o dalgalı akşamlar.

Bitmeyecekti hani.

Küçük bir çocuk olduğumuz zamanlara geri dönmeyi başardığımız,ağız dolusu gülebildiğimiz o uzak limanda el sallayan sen miydin?

Büyümüştük o anda.

Soğuyan kalbini elimde tuttuğum o gece,nasıl da ısınmıştık birdenbire.Kocaman bir dolunay parlamıştı yüreğimizde.

Ahh o güneşli sabahlar.

Rüyalara anlam yüklemenin anlamsız olduğu o sabahlarda ,senin kabuslarının içinde olmayı delice istediğim.

Kokusu burnumda toprağın.Yağmuru bekliyor , bekliyorum.

Hüznüm dağılacak biliyorum.

eylem t